Kitaplar

ibrahiim_bastug_git

 

GİT (Şiir, Tekin Yayınevi, İstanbul, Aralık 2014)

Git

Git. En fazla hırçın kayalarda parçalanır teknen
kalbimdeki fener söner. Ah şairdir bütün fenerciler
Kaza süsü verilmiş bir intiharla içine çeker
fitilin ucundaki alevi, tedavülden kalkmış
bütün eski fenerler

Git. Biliyorum her aşk uzadıkça boğucudur
Alışkanlığın tene ağ attığı
bir açık deniz sayıklaması olunca sevişme
esriticidir sislerin ardından seslenen Sirenler

Peşinen kayalara oturacak biliyorsun teknen gitsen
gitmesen ölü bir balık olarak kıyıya vuracaksın

 

 

ibrahiim_bastug_ucartisonsuz

 

Üç Artı Sonsuz (Şiir, Tekin Yayınevi, İstanbul, Mayıs 2014)

Berkin Elvan İçin On Beş Dize

Dün gece rüyamda üç kişiydik
En küçüğümüz on beş yaşında

Sebepsiz dolandık sokaklarda
Alçak dallardan erik kopardık

Ne geçim derdinden konuştuk
Ne kapıldık torun torba kaygısına

Bisikletin üstündeydik bir ara
Kara kaşlı kırlangıçlarla yarıştık

Rüya nasıl geçti anlamadık
Rüzgârı almıştık ardımıza

Hiçbir keder gelmedi aklımıza
Felekten birkaç saat çaldık

On beş yaşım, otuz yaşım, elli yaşım
Uyandık Berkin geldi aklımıza

Terazin kırılsın ecel

 

 

ibrahiim_bastug_iptekikareler

 

İpteki Kareler (Şiir, Tekin Yayınevi, İstanbul, Mayıs 2014)

Sarı Kareler

IV
Kadın pencerede. Dışında yağmurun yağdığı
pencerede. Yağmurun saatlerdir yağdığı pencerede. İçinde
odanın olduğu pencerede. “Bir şehir dolusu papatya
istiyorum” dedi, “avuçlarımda sıkıp ezmek için”. Sonra
ekledi: “Yağmurun adımlarını duyuyor musun?”
Adam kerevette. Karşısında denizin uzayıp gittiği
kerevette. Denizin saatlerdir uzayıp gittiği kerevette. Üstünde
bir albümün karıştırıldığı kerevette. Uzanıp kadını usulca
sevdi. Uzanıp denize usulca değdi. Sonra ekledi, elindeki
albüme; kıyıya terk edilmiş bir balıkçı teknesinin çürüyen
iskeletine yapışıp kurumuş bir küme yosunun sesini de

 

 

ibrahiim_bastug_ckb

 

Çalınmış Kuyuları Babil’in (Şiir, Tekin Yayınevi, İstanbul, Mayıs 2014)

Adın: Sormadım Hiç

Karadır yine kara tüm geçmişiyle
Saç tellerinde göz önlerinde
ve beneklerinde kirpiklerinden içeri uçurduğum serçelerin
Yine gülümseyişin en yağmurlu beklemelerim
Yine çocuk gülümseyişin çokluk
Hüznümün korunağı mahzenlerinde ah
Jeanne d’Arc bir pankart. Tüm sürmenaj gözlerin dişlerini
fırçalamayan kedilere
Hüznümün korunağı mah. Sen ve hükümlü bir ömür
tevekküle

Denizaşırı şarkılar notaladın karakabukları kulaklarımda
Unutmadım hiç kumzaman bir kaçamak saat tül adımların
cibinlik. Tenimde ıhlamur kokusu nefesin
Bir günahı mı büyüttük en çok
Mendilinde kuruyan gözyaşı mıydı yasa tanımazlığın
Umarsızlığın mı umursamayışın mı: İkrar?

Umursamayışın
Hakkında verilmiş hükme başkaldıracak ânın unutulmuş bir
buluşma oluşu
Yaşamak kaygıları arasında unutulmuş

Sana bir sofra hazırladım
Öncelersiz sonralarsız
Bensiz osuz sonrakilersiz
Rakılı beyazpeynirli
Yeşillik de var
(Roka, turp. Arnavutciğeri taze)
Çam kokulu bir kır günü pencerede
Çivit bulut mavisi koltuk
hemen yanında masanın
Bakıyor seramik vazodaki papatyalara
Sana getiremeyip biriktirdiğim
(Biliyorsun çiçekle gelindiği
görülmemiştir pek
Karaköy’ün o basık evlerine–ya da
yeterince cesur olmadığımı itiraf etmeliyim)

Sana söylemedim
Hanidir bir ev tuttuğumu sizin oradan
(Yokuşu inerken sağda
Yedek parçacının yanındaki
bileceksin. Çarşıya indiğin günler
geçiyorsun önünden
Giriş katı numara iki ön cephe)
Ve ben giyinik görmenin sevincini seni
sığdıramıyorum film karelerine
Senin bile tanımadığın senler birikiyor bende
albümler dolusu. Ki bu karelerdeki
hiçbir yüzüne rastlamadım o basık evde

Sana bir sofra hazırladım
Sana bir liman kenti sabahının
kanaviçeli seherini
Sana bir buzlu rakı içimi gülüş
Sana gözlerinde eksilmeyen kederin
gözlerime vuran resmini
Sen yine de ben yokken gel istersen
Anımsayamaz belki beni sıkılırsın

Şimdi bir zakkum ninnisi belleğimde adın
Deniz fenerleri ellerimde “micro chip” bir infaz ömür
Gözlerinde geçit resmi bilmediğim dillerde sözcüklerin
Akrabalığı yabancılığımızın hiçbir şeyim olmayışın

Alarmda şehir
Her seferinde kızıla kesiyor sana gelirken yakalandığım
sokak lambaları

Şimdi bir zakkum ninnisi
Şimdi bir liman kenti. İstanbul değil
Şimdi bir kırmızı sabit kalemle konulmuş
tescil kimliğinde
Şimdi bir karabatak
–Belki o eskil liman kentinin sahilindeki–
Şimdi bir nazlı martı. Ve karabatağın gözlerinde
süzülen sureti. Aşk mülteci müebbede

Aşk müebbeden mülteci

Baş kadın oyuncu: Genelgeçer dört duvarın o bildik grisi
Baş erkek oyuncu: Rüzgâra bent kurmaya çalışan biri
Öykü: Perde açıldıktan sonra seyirci almayacak bir sinema
salonu bulabileceğimizi bu ülkede sanmıyorum hiç

Aşk mülteci müebbede

(Kılavuz ses)
Oysa bu filmi izlemeliyiz–kahretsin. Oysa müdahalesiz

(Yatay tarama)
– Polis. Polis. Pis ahlaksız herif kusuyor şehrin en güzel
caddesine. Ayol ağzından akan kan mı ne. Paltosunun altında
bıçak var karnında. Ölüyor

Şimdi bir kırmızı sabit kalemle konulmuş
tescil kimliğinde

Öldün. Anlam veremedim ne işin vardı o erkek kılıkları içinde

Öldün. Adın: Sormadım hiç
Öldün. Yaşın: Yaşadığım kadar seni
Öldün. Cinsiyetin: Bir buluta yazılı uçar
Öldün. Tabiyetin: Perde açıldıktan sonra seyirci almayacak
bir sinema solunu bulabileceğimizi bu ülkede sanmıyorum hiç

 

ÖNCEKİ BASKILAR

BabilKapak_1bs Çalınmış Kuyuları Babil’in (Dönem Yayınevi, Ankara, 1989) bastug01 Çalınmış Kuyuları Babil’in (Öteki Yayınevi, Ankara, 1997) KarelerKapak_1bs İpteki Kareler (Öteki Yayınevi, Ankara, 1995) bastug02 İpteki Kareler (Can Yayınevi, İstanbul, 2004) bastug03 Köz (Can Yayınevi, İstanbul, 2000) bastug04 Kül (Can Yayınevi, İstanbul, 2001) bastug05 Kavis (Can Yayınevi, İstanbul, 2003)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s