Oktay Rifat 100 Yaşında

Daima Yeni

Şiirimizin ilk akımı Birinci Yeninin üç kurucusundan biriydi; İkinci Yeninin usta şairlerinden… Ve “üçüncü” bir yeni tanımlanmış olsa Oktay Rifat’ı mutlaka orada da görürdük.

YAZI: İBRAHİM BAŞTUĞ

Bana göre Oktay Rifat’ın kırılma noktası Perçemli Sokak (1956) adlı şiir kitabına yazdığı önsözdür. “Dil bir anlaşma aracıdır. Karşımızdakine, vapurun yüzdüğünü mü anlatmak istiyoruz, vapur’la yüzmek eyleminin dildeki işaretlerini, vapur’la yüzmek kelimelerini yan yana getiririz” cümlesiyle başlayan önsöz, Orhan Veli’nin Garip’e yazdığı önsözden, aynı adlı akımın manifestosundan 15 yıl sonra yazılmıştı. Oktay Rifat sözü dallandırıp budaklandırmaz; kısa önsözde birkaç örnek cümleyle dilin gündelik kullanımı, anlamsal ve yapısal yönü üzerinde durduktan sonra şu yargıya varır: “Gerçeğin gündelik düzenini değiştirmek, yahut başka bir açıdan bakabilmek elimizde olsaydı, daha çok ilgi duyardık ona. İşte gerçeğin düzeninde yapamayacağımız bu değişikliği, kelimelerin konuşma dilindeki gündelik düzeninde yapmak bize bu açıyı sağlayacak, birbirine yabancı sanılan kelimelerin karşılıklı ışığında gerçek unuttuğumuz yüzüyle çıkacaktır karşımıza.”

daima_yeniBu önsözün can alıcı cümlesi ise şudur: “Balık kavağa çıkınca gelirim dediğimiz zaman gözümüzün önüne gelen görüntüden ikinci bir görüntüye, sana hiç gelmeyeceğim sözünün görüntüsüne sıçrarız.”

Perçemli Sokak işte bu nedenle “perçemli sokak”tır. Oktay Rifat şiirinin en özel, özgün durağıdır. Vardığı noktadır, hem baştan beri şiirinde var olagelendir. Daha da önemlisi iki yıl önce yayımlanan Karga ile Tilki kitabı Yeditepe Şiir Ödülü’nü alınca kendisiyle yapılan bir söyleşideki yargısına bakılırsa “toplum dertlerine çare arayan” bir şiir anlayışından geçilerek gelinmiştir sokağın perçemi soyutlanmasına… Bu şiirin ünlü dizesi “Telgrafın tellerinde gemi leşleri”ne… “Bir kız vardı yok gibi öyle güzel” dizesine! Perçemli Sokak, Oktay Rifat’ın İkinci Yeni’ye yönelişinin manifestosu sayılır.

Oktay Rifat’ın, Perçemli Sokak ile giderek soyut şiirler yazarken düşüncede yoğunlaştığı dönemin bir özelliği ise biçimde geleneksel öğelere yönelmesi. Aşağı Yukarı (1952); Karga ile Tilki (1954) kitaplarında görülen toplumcu içerik ve biçimsel açıdan düzyazıya yaklaşan şiirlerinde yöresel ağızdan argoya konuşma dilinin olanaklarını da denedikten sonra gelen biçimsel duruluşa karşın alışılmadık soyutlamalar…

Oktay Rifat’ın toplumcu döneminin önünde ise bilindiği gibi Garip (Birinci Yeni) ve halk şiirinin olanaklarını araştırdığı iki dönem var. Gerçi Garip’in izleri görülmekle birlikte, yarım ve tam uyaklar kullandığı ikinci dönemdeki halk şiiri eğilimi, İkinci Yeni şairi sayılacağı döneme yapışık toplumcu ve argo dilin olanaklarını araştırdığı üretimlerinde de görülür! Bana göre Birinci Yeni (Garip) ile İkinci Yeni arsındaki bir arayıştır bütün bunlar.

Cemal Süreya’nın, 1969’da yazdığı gibi Oktay Rifat’ın şiirindeki her değişim dönüp bir yerinden daha önceki kişisel serüvenine eklemleniyor: “Oktay Rifat’ta şiirsel konjonktür büyük inip çıkmalar gösteriyor. Her değişiş, bir öncekinin bazı yönlerden tam tersiymiş izlenimini uyandırıyor okurda. Yalnız bunların kimlik değiştirmeyle bir ilgisi yok. İlhan Berk gibi her değişişte bir önceki dönemi yadsımıyor, inkâr etmiyor. Ve tuhaf bir şekilde (böyle diyebiliyorum), başta yadırgansa da, birbirinin tersi olarak belirmiş dönemler ve bu dönemlerin ürünleri birbirine bağlanıyor; eklem yerleri o ters çıkış noktaları olmak üzere.”

Bu vesileyle “üçler”in -böyle der Cemal Süreya- ortak kitabı Garip’teki (1941) şiirleri okudum yeniden. Oktay Rifat’ınkiler daha çok, etkileyici gücünü şaşırtıcı buluşlardan, alay ve yergiden alan yalın, yedi sekiz dizelik şiirler. Ama şaşırtıcı biçimde Perçemli Sokak’ta damıtacağı soyut şiirin, geneldeyse İkinci Yeni’nin ipuçları vardır bu kısacık şiirlerde. “Peyzaj” adlı şiir beş dizeden oluşur; hem “sarışın arı” ile karşılaşırız bu şiirde, hem de nâmütenahi gelincik” ile. Bir başkası, yine beş dizelik “Ellerimiz Gibi”nin son iki dizesi ise şöyledir: “Ah, okumaya başlamadan önce/ Çiçeklere su vermek lâzımdır.”

Cemal Süreya “Daha ilk şiirlerinde beliren bir özelliği var Oktay Rifat’ın; birdenbirelik” der, onun şiirinde beliriveren gündelik anlara dikkat çekerek: “Doğa içinde nesnelerin birbirleriyle ve insanlarla hısımlık bağlarının farkına varmış, üstünde bir an düşünmeye fırsat bulmadan sevivermiştir her şeyi; işi aceledir; günler su gibi geçer; her şey birdenbire oluverir.”

Üçlerin ortak kitabı Garip “Kuş ve Bulut” şiiriyle başlar; altında Oktay Rifat ve Orhan Veli imzası var. Garip akımının şiir anlayışının özeti gibidir bu şiir: “Kuşcu amca!/ Bizim kuşumuz da var,/ Ağacımız da,/ Sen bize bulut ver sade/ Yüz paralık.”

Okyat Rifat ile Orhan Veli her ne kadar ilk şiirlerini Garip adlı bu ortak kitapta yayımlasalar da berikinde ötekinin gelenek karşıtlığının olmadığına dikkat çeker Cemal Süreya: “Orhan Veli için her şey eski şiiri yıkmaktık; bunu yaparken bir yerde belli bir şemaya göre hareket etmekte, eski şiirin tersini yazmaktadır. Oktay Rifat’ta bunun böyle olmadığı, hiç değilse o kadar olmadığı görülüyor. Eski şiirle bu yönden bağımlı olmadığı ya da tersten de olsa ona koşullanmadığı yerler var onun.” Bu tespitinden sonra Cemal Süreya şu yargıya varır: “Orhan Veli’de bir silahtır şiir. Oktay Rifat’ın bu dönem şiirlerinde ise başka bir şeydir, yaşamanın naiv ve uzantısıdır, türküdür.”

Oktay Rifat’ın 1980’de, Yusufçuk dergisinde söyledikleri de gösterir ki Perçemli Sokak onun şiir serüveninin ekseninde baştan beri değişmeyen, belki dönüşerek varlığını sürdüren ana şiirsel damardır. “Perçemli Sokak’la yapmak istediğim gerçeğe biraz daha sokulmak, yaklaşmaktı. Gerçeği duyularımızla tanırız. Hiç ağaç görmemiş birine birden çınarı gösterirseniz ne yapar! İnsanoğlu kendini alıştıra alıştıra algılar gerçeği, böylece öldürür onun şaşırtıcı ve olağanüstü yanını. Şiir hep bizden önce vardır, doğada da, kitaplarda da. Şunu söylemek istiyorum: Okumasını ve bakmasını bilirseniz hemen tanırsınız onu.”

Bu tespitin, Cemal Süreya’nın, Oktay Rifat şiiri hakkında 1969’da söyledikleriyle benzerliği ise ilginç: “Böylece gerçeğin alışa alışa unuttuğumuz ya da artık farkına bile varmamaya başladığımız yüzünü görebilmek için kelimeler dünyasında yeni bireşimler yapılmak gerektiğine inanıyor.”

Oktay Rifat, şiirimizin ilk akımı Birinci Yeni’nin üç kurucusundan biriydi; İkinci Yeni’nin usta şairlerinden… Ve “üçüncü” bir yeni tanımlanmış olsa Oktay Rifat’ı mutlaka orada da görürdük. İki akım arasını doldurduğu toplumcu şiirleri, türkü tadındaki koşmaları, argonun olanaklarını denediği, düzyazının sınırlarında dolandığı çalışmalarında da hep özgünlüğünü korumayı başardı. Perçemli Sokak’la ulaştığı soyutlamanın Garip’teki önceli saydığım “Peyzaj” adlı şiirin tamamı şöyle: “Küçük bir lavanta çiçeği,/ Sarışın arı/ Ve nâmütenahi gelincik./ Düşünmeden sevdiğimiz bu anda/ Birdenbire başlıyan gökyüzü.”

Cemal Süreya’nın, onun şiirinde “her şey birdenbire oluverir” dediği gibi “Birdenbire başlıyan gökyüzü”… Ve sanki birdenbire 100 yaşında Oktay Rifat!

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s